Canlılar, nedense, sorunlarının çözümünü, başka bir canlıyı öldürmekte buluyor çoğu zaman. Bu hayvansal içgüdü, gelişmiş bir canlı olan insanda da var. Tarih öncesi çağlardan beri insanlar, paylaşamadıkları şeyler için birbirlerini ve diğer canlıları öldürmeyi çözüm olarak görmüşlerdir. İnsanın barıştan çok savaşa eğilimli olması da bunun bir sonucu olsa gerek. Eski masallarda bile insanların güvenliği, mitolojik üç başlı canavarın öldürülmesiyle mümkün olmuştur hep. Hiç kimse, soyunun son örneği olan bu yalnız canavarla empati kurmayı, onunla uzlaşmayı denememiştir.

Öldürmeye olan eğilimimiz günümüzde de devam ediyor. En basitinden, gördüğümüz böcekleri öldürüyoruz. Sivrisineklerin bizi ısırması sorununu çözmek için “sineklerin kökünü kurutmayı” tercih edebiliyoruz. Sineklere adeta soykırım uygulamayı deniyoruz. Bazı marka sinek ilaçları bunu slogan haline bile getirmiş. Diyelim ki, sineklerin kökünü kuruttuk; sorunumuz çözülecek mi? Evet kısa bir süre için belki ama doğanın dengesinin bozulmasıyla birlikte yeni sorunlar ortaya çıkacak.

Davranışlarının uzun vadede doğuracağı sonuçları öngöremeyip sadece bir adım sonrasını düşünen zihniyetin ürettiği çözümler hep aynıdır: kendisine rakip olarak gördüğü kimseleri, kendini geliştirerek geçmek veya uzlaşarak ortak bir çözüm üretmek yerine rakibi yok etmek.

Bütün ilkel düşünce yapılarında olduğu gibi, ırkçılığın da temelinde bu içgüdünün olduğunu düşünüyorum: öldürmek ve yok etmek. Gerek biyolojik olarak gerekse kültürel olarak bir öldürme söz konusu. Etnik köken sorunlarının çözümünü, bazı illerimize bomba yağdırarak bu bölgede yaşayan bütün insanları öldürmekte bulan, “En iyi Zulu ölü Zuludur” sloganını benimsemiş bir insan, bu hayvansal içgüdüsünü izlemekte ve çözümü öldürmekte aramaktadır. Bazı illerimizi, yok edilmesi gereken birer terörist yuvası olarak gören insanlar, bu illerimizin de ülkemizin bir parçası olduğunu, bu illerde de üniversitelerimiz, bilim adamlarımız, başarılı işadamlarımız ve konuksever insancıl vatandaşlarımız bulunduğunu ya bilmemektedir ya da göz ardı etmektedir.

Peki, nasıl insanca çözüm üretebiliriz? Hayvansal içgüdüleri takip etmek çoğu zaman daha kolaydır, insanca çözüm üretmek aklı kullanmayı ve biraz düşünmeyi gerektirir. Sineklerin kökünü kurutmak yerine bizi ısırmalarını engelleyecek krem/sprey kullanabiliriz. Petrol sorununu, savaşmak yerine alternatif enerji kaynakları arayarak çözebiliriz. Kürtlere, Ermenilere düşmanlık beslemek yerine onların da kültürlerini tanımayı deneyebiliriz. Hepimiz dünyalıyız aynı dünyayı, aynı atmosferi paylaşıyoruz. Biz insanız: düşünebilen ve gelişebilen bir varlık. Duygusal zekanın kuşaktan kuşağa gelişmesiyle birlikte, geçmiş çağlardan bugüne oldukça yol kat etmiş, içimizdeki yok etme içgüdüsünü büyük ölçüde yenmeyi başarabilmişiz. Bu içgüdümüzü tamamen yendiğimiz gün barışçıl, modern ve medeni bir dünya halkı olacağımız kanısındayım.

Yorumlar:

  • bencede haklısın çok mantıklı yaklasımların var senin yazılarından alıntı yapmak isterim eğer kabul edersen

  • Dediklerine katılıyorum. Fakat modern bir dünya halkı olabileceğimiz konusunda hiç de umutlu değilim. Dünyada tam bir eşitlik sağlanamadıkça insanlar birbirlerine duygusal yaklaşamayacaktır. Nietzche’nin dediği gibi; insanlar mutluluğu değil, güçlü olmayı istiyor. Eşitlik deyince herkes güçsüzlerin de güçlü olduğu bir dünya hayal ediyor. Bu durum beraberinde güçlünün gücünü yitirmesini gerektirdiğinden, güçlü bu duruma karşı gücünü kullanıyor. Sonuçta ezilen hep güçsüzler oluyor.

    Bir Hackerin Manifestosu-vicdanı’nı okudun mu bilmiyorum. Ama girişinden sevdiğim bir alıntıyı yazayım buraya.
    “Bu şimdi bizim dünyamız…Elektronların ve elektrik düğmelerinin dünyası…baud’un güzelliği…Fırsatçı oburlar tarafından işletilmese çok ucuz olacak bir hizmeti para vermeden kullanıyoruz ve siz bize suçlu diyorsunuz. Araştırıyoruz ve siz bize suçlu diyorsunuz. Bilginin peşinden gidiyoruz ve siz bize suçlu diyorsunuz…Biz derimizin rengi, milliyetlerimiz, dinlerimiz olmadan varız ve siz bize suçlu diyorsunuz. Atom bombaları yapıyorsunuz, savaşıyorsunuz, cinayet işliyorsunuz, aldatıyorsunuz ve bize yalan söylüyorsunuz; bizi bütün bunların kendi iyiliğimiz için olduğuna inandırmaya çalışıyorsunuz, yine de biz suçluyuz…

    Evet, ben bir suçluyum. Suçum merak etmek. Suçum insanları ne söyledikleri ya da ne düşündüklerine göre yargılamak, nasıl göründüklerine göre değil. Suçum sizden daha akıllı olmak ki beni bu yüzden hiçbir zaman affetmeyeceksiniz.”
    ——
    İnsanlar kendilerini başkalarında aramaktan vazgeçip kendileri olmaya karar verdiklerinde ne yaptıklarını anlayacaklar sanırım. Umarım bir gün herkes karşısındakini olduğu gibi görebilir.

    Bir de favori filmlerinde “American History X” i göremedim. Sevdiğim filmlerden biridir. Eğer izlemediysen izlemeni tavsiye ederim.

Siz de yorum ekleyin

Arşivler
Meta